Başörtülüler Hayat Kadınıdır
Başlık dikkatinizi çekti değil mi? Ve bu çekilen dikkat, içinizden (belki de dışınızdan) “O Ha!” dedirtti sizlere. Belki de sövmek bile geldi. Ancak; bilinçli okuyucular ve gündemi takip edenler bilirler bu ağıza alınmayacak hakaretin benden çıkmadığını.
Büyük bir tartışma başlattı bu hakaret. Ayaklanmalar, cevap verenler, savunanlar, … Öyle de olmalıydı zaten. Birisi bacılarımıza hakaret ederken, bizim kabul edercesine susmamız zaten mantığa aykırı kaçıyor. Bu karşı çıkmalar hala bu millette bir bilincin bulunduğunu gösteriyor ki bu da beni mutlu etmeye yetiyor. Ancak bu hakarete tepki gösteren bazı vatandaşlar, soluğu mahkeme koridorlarında aldılar, daha önce yaşananları hiç göz önünde bulundurmayarak. Şöyle bir bakarsak benzerlerini aslında çok yaşadık. Ancak bu bizi, böyle kışkırtıcı durumlarda tecrübeli hale getireceği yerde, yerimizde sayıp boyun eğdik “mahkeme kararlarına”. Hatırlayamadınız mı? İmam-hatip sorunu, üniversitelere giriş sınavlarındaki rezalet, bir başörtüsü eyleminde biri bayan diğeri erkek iki kişinin hain bir şekilde bir bayanın başından başörtüsünü çekmesi, Merve Kavakçı vakası … Liste uzayıp gidiyor. Daha saymama gerek yok sanırım.
“Biz çok geçtik bu yollardan” tabiri sanırım bizim için söylenmiş bir söz. Geçilen bu yol, artık bir daire biçimini almış ve bizim için çizilen bu dairede sürekli ilerlememiz istenmiş. Tabi biz de onlara ayak bağı olmamak için ilerlemiş de ilerlemişiz(!). Bu süreçte o kadar unutkan olmuşuz ki, aynı zokaları tekrar tekrar yemişiz. Tekrar yaşanan olayları ise “Ya ben bunları bir yerden hatırlıyorum ama nerden?” sorusuna cevap ararken tekrar unutmaya başlamışız.
“Başörtülüler hayat kadınlarıdır” diyor büyük Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ. Sebebini ise geçmiş kavimlerden birinde fahişelerin başörtüsü kullanmasına bağlıyor. Kanaatime göre, kendisinin zaman kavramında bir problem var. Çağ öncesi alışkanlıkları, şimdiki zamana uyarlamaya çalışıyor. Tabi ne kadar başarılı, orası tartışmalı. Örneğin; yine eski kavimlerden birinde, misafirliğe gelen bir erkeğe ev sahibi karısını bir geceliğine verirmiş. O gece erkeğin karısını vermemesi ayıp bir şeymiş, yanlış hatırlamıyorsam. Hadi bakalım, şimdi de bunu, bu zamana göre uyarlayalım…
Rasim hocam çok farklı bir pencereden bakıyor bu olaya. O’na göre, biz yanlış anlıyoruz İlmiye Çığ’ı. Evet, başörtülüler hayat kadınlarıdır. Yani, hayatın içinde olan, hayatına İslâm’la, Peygamber’le, başörtüsüyle anlam katabilmiş kadındır. Bence hiç gerek yok mecazı mürsel sanatının kullanılmasına.
İlmiye Çığ’ın inandığı değerler ya da taptığı ilah/lar hakkında hiçbir fikrim/bilgim yok. Ancak bu hakaret İslâm Âlemine doğru yapıldığı için, ben yine Allah’ın hayatımızı nurlandırmamız için gönderdiği o eşsiz kitaptan cevap vermek istiyorum:
Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Açıkta kalanlardan başka süslerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğullan, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları, hizmetlerinde bulunan köleler ve cariyeler, cinsel arzusu bulunmayan erkekler, kadınların cinselliklerinin farkında olmayan çocuklar dışında kimseye süslerini göstermesinler. Yürürken, gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz![1]
Ayette de geçtiği gibi; kadınlara namuslarını korumaları gerektiği “emri” verildikten sonra başörtüsünden bahsediliyor. Hatta başörtünün nasıl takılması gerektiğine bile değiniliyor. Burdan anlıyoruz ki, başörtüsü İslâm’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’e göre olmazsa olmaz. Adı üstünde “Farz”.
Tabi sadece bu açıdan yaklaşmamak lazım. Genelde lafta kalan sünnetlerimizden en bilineni olan “başka topluluğa benzeyen onlardandır”, buna örnek verilebilir. Müslüman bir bayanın protestan (ya da başka bir dine inanan) olan bir bayandan görünüş itibariyle belirleyici farkı başörtüsüdür. Şimdi diyeceksiniz ki, “Amma saçmaladın sen de, rahibelere ne diyeceksin peki?”. İşte burada söz konusu giyiniş tarzı olduğundan dolayı soru cavabını bulmuş oluyor sanırım. Müslümanlar arasından hiçbir bayan yoktur ki, (klâsik) bir rahibe gibi tesettüre girsin.
Başka bir âyette ise şöyle geçmekte:
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır. Allah ziyadesiyle bağışlamakta ve çok esirgemektedir.[2]
Müslüman… Yani selâmete ermiş insan. Peki bu insan, selâmete ne ile erdi? Heralde aklına bir fikir gelip, hadi ben selâmete ereyim dememiştir. Kur’an ve Sünnet ona yardımcı olmuştur ki, “Müslüman” sıfatını taşımaya başlamıştır. O zaman selâmete eren bu kişi, selâmete erişinde kendisine yardımcı olan Nass’ı unutmayacak, Nass’ın ona neyi emrettiğini, hangi değerlere daha fazla önem vermesi gerektiğini iyi kavrayacak, onları hayat tarzına göre değil, hayat tarzını onlara göre belirleyecek. İslâm’a çağ gözüyle değil, çağa İslâm gözüyle bakacak. Allah’tan başka ilâh tanımayacak (Tabi burdaki ilâhtan kasıt sadece İsâ’ydı, Üzeyr’di değil. Çağdaş putları da bu başlık adı altında topluyorum). Sözlerimi Rasim Özdenören’in bir sözüyle bitirmek istiyorum: Allah’tan başka ilâh tanıyana, Allah her şeyi ilâh kılar.[3]
Selam ve dua ile…
[1] Nûr Sûresi 24/31
[2] Ahzâb Sûresi 33/59
[3] Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, İz Yayıncılık, 1999
Filed under: Deneme | 6 Comments
Muazzez İlmiye Çığ’ın bir kitabını okudunuz mu acaba? Kitaplarının hiçbir yerinde “Başörtüsü takanlar hayat kadınıdır” demiyor. Ayrıca “geçmiş kavimlerden birinde” ve “Örneğin; yine eski kavimlerden birinde” gibi ifadeleriniz de konuya ne kadar hakim olduğunuz konusunda bilgi veriyor.
Madem bilmiyorsunuz, ben bir öneride bulunayım; M. İ. Çığ’ın Kuran İncil ve Tevrat’ın Sumer’deki Kökeni kitabını okuyun. Kısa bir kitap zaten en fazla 3 günde bitirirsiniz. Kitabın hiçbir yerinde başörtülülere hakaret edilmediği gibi ne İslam’a ne Hristiyanlığa ne de Museviliğe hakaret yok. Yorumda yok sadece akademik bilgi.
bu benim çok eski yazılarımdan biridir, elbet bir takım görüşlerim değişmiş olabilir. ayrıca günaşırı değişen ilmi bilgi, çalışma ve okumalarım. ben de rahatlıkla eleştirebilirim bu yazıyı.
ancak benim derdim o sırada kitaplarında geçeni araştırmak değil verdiği bir demeç üzerine sitem etmekti. o zamanki bir röportajında, başörtüsünü friglerde yaşayan hayat kadınlarının kullandığını söylemişti. ve buradan yola çıkarak da başörtüsünün imajını lekelemeye çalışmıştı. benim yazım da bunun hemen ardından yazıldı. tepkisel bir yazı olduğu için kusurları olacaktır, amenna. elbet gençliğin getirdiği heyecanların da. ama her ne olursa olsun bir takım yollar seçilerek değer verdiğimiz ve Allah’ın değer verilmesini istediği şeylerin bırakın zedelenmeyi tartışılmasına bile göz yummayız. ilmi çalışma birşeyi zedelemek yerine yapıcı olmaya çalışmalıdır, demek istediğim bu.
yorumunuz için teşekkür ederim.
Öncelikle bazı önyargılarımdan ötürü böylesi bir cevap beklemediğimi söyleyeyim, asıl ben teşekkür ederim yorumunuz için gerçekten saygı çerçevesindeydi.
O sırada verdiği demeci bilmiyorum fakat yazdığı kitapları okuyorum ve sanırım orada yazdıklarını dışına çıkmayacaktır sayın Çığ. Başörtüsü Sumer tapınak fahişelerinin kullandığı bir aksesuardı ve onları diğer iffetli kadınlaran ayırırdı. Ayrıca o dönemde o kadınlar bir nevi tanrıyla irtibat olduklarından oldukça değerliydiler. Daha sonra bir Asur kralı evli kadınlarında bir nevi başörtüsü kullanan kadınlar gibi değerli olduğunu düşünüp evli kadınların başörtüsü kullanması gerektiğini, bekarların ise açık gezeceğini kanun kılmış. Bu kanunda değişerek İslam alemine “iffetli kadınlar önemlidir, o yüzden başörtüsü kullanmalıdır” olarak geçmiş.Yani Çığ asla “fahişeler kullanır bu örtüyü” dememiştir. Hatta siz dediğim kitabı bir okuyun, aklınızda soru işaretleri kalacaktır bende de kaldı çünkü, sonra kararı siz verin. Dediğim gibi en fazla 3 gün sürer. En azından karşıt görüşüde bilmiş olursunuz ki bu düşünce yapısına sahip birine benziyorsunuz.
Allah’ın değer verilmesini istediği şeylerin tartışılmasına bile göz yummayız demişsiniz de, tanrı kavramı bu kadar muğlakken (en azından bilimsel çevrede, not: ateist değişim) bunu düşünemeyiz. Yine de herkes inanmakta özgürdür, laiklik bunun güvencesidir.
belirtmekte yarar var ki başörtüsü islam’a geçmemiştir. bilhassa kur’an’daki bir dini hükümdür. yani bir gelenek değil. hanımlar başlarından vücudunu belli etmeyecek şekilde örtünmesi. ve bu basit bir iffetli kadınlar önemlidir meselesi değildir. hür kadına emredilen bir dini hükümdür. örnedğin eski zamanlarda olan müslüman bir cariye başörtüsü kullanmak zorunda değildir, mes’ul değildir. zannettiğiniz gibi iffet değil, dini bir hüküm söz konusudur.
aynı şekilde çığ’ın “fahişeler kullanır bu örtüyü” dediğini de söylemedim. tarihi bir gerçeği bugüne mal ederek zarar vermeden bahsediyorum, çarpıtmalarla sözlerim de yanlış tarafa çekinilmesinden korkarım.
“Allah’ın değer verilmesini istediği şeylerin tartışılmasına bile göz yummayız ” dedim, çünkü ben inanan biriyim. ki inanmayan biri de yoktur. tanrı’nın muğlaklığına inanmak da bir iman meselesidir. bilim hiçbir zaman imansız olamaz. pasteur labaratuarına girerken çıkardığını sandığı kişiliği ve davranışlarını her çalışmasında bilhassa kullanıyordu. çünkü bilim imanla başlar. burada imanı kabuller olarak da algılayabiliriz. ben batının dayattığı laik sisteme inanıyorsam kabul ediyorsam bu bilimsel davranmamı sağlamaz, zaten bunu kabulümle iman etmiş olurum. laikliği kabul etmiyorsam da bu da iman meselesidir. umarım söylediklerim anlaşıyordur.
ayrıca, umarım o kitabı okurum, tavsiyeniz için teşekkürler…
selamlar.
Bilim imanla başlar demişsinizde, bu gerçekten yanlış bir önerme olmuş. Dinler tarihinden önce de bilim vardı. Bilim sadece iki kimyasal alıp deney yapmak değildir, bilim bilgi edinilen herşeydir. Bu bağlamda yüzbinlerce yıl önce insanlar basit el aletleri yapmaya başladıklarında da bilim vardı. Onunda ötesinde, hiçbir biliminsanı “Ben bugün Tanrı yolunda neyi ispatlasam?” diye girmez laboratuvarına. Din ve bilim o kadar ayrı iki kavramdır ki, birinde dogmatik inançlar sözkonusuyken diğerinde salt gerçekliklerden yararlanılır. Kaldı ki laiklik batı dayatması değil Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal temellerinden birisidir. Ve evet, insanları daha aydın yapar.
İslam ve başörtüsü konusunu biliyorum, sözkonusu ayetleri okudum. Sözkonusu kitapta da zaten bu üç dinin Sumer’deki kökeninden bahsediyor; bunu kitapların insanlar tarafından yazıldığı şeklinde de yorumlayabilirsiniz, “Oraya da peygamber gitti zaten” diyerekte. Tanrı kavramıyla ilgili sorunumuz olmadığını düşünüyorum ayrıca, inananlarda inanmayanlarda eşit derece de haklıdır. İnanmayan açısından bakacak olursak, başörtüsü Sumer’den geçmiştir.
Sanırım işin içiden çıkılamayacak böyle, çünkü gerçekler bir yana artık inanışlardan bahsetmeye başladık.
farklı inançlar farklı görüşler farklı dünyalar. kuhn’un söyleidği dünyadayız galiba.
güzel muhabbetti yine de, eyvallah.