Archive for Kasım, 2007
Sözlerime Lâl Düştü
”Can kırığı, cam kırığı değil ki”
benden tekrara eskiye dönüş yapmamı istiyorlar
tekrar gülmemi gözlerimin içiyle
kucaklamamı, yürek coğrafyamda yeniden yeşertmemi…
kurumuş yaprağa O’ndan başka can veren yok
dallar kurudu
olmadan döküldü yaprakları güllerin
bilal’in matemini tutar oldu bülbül
sözcükler düğümünü çözemiyor
sözlere lâl düşümüşken,
seyle be günlük!
sen söyle!
yeşerir mi kuru yapraklar
tazelenir mi
eskiler
gelir mi geriye yaşanılmış ne varsa
ardımda kalan
geri gelemeyeceği için ‘eski’ değil midir adı
…
her [...]
Filed under: İktibas | 1 Comment
Eller
Elinden tutuyorum silueti bozuk cümlelerin. Sırada daha binlercesi var. Kafamdakileri düşünmek bile istemiyorum. Elim yorulmuş. Bırakıveriyorum kalemi. Bir parktayım. Ankara’nın o buz gibi parklarından birinde. İnançtan yoksun, sevgiden yoksun, ruhtan yoksun. Demire duyduğum soğukluk, tahta bankın içime bıraktığı buz kristalleriyle hasrete dönüşüyor. Kristaller yüreğimi çevrelemiş. O da dayanamayıp aysberge dönüşmüş. Bir tarafı aşkla eriyen, bir [...]
Filed under: Hikâye | Leave a Comment
Son
Cansızlığıma atılan feryâdlarla açıyorum gözlerimi karanlığa. Ayaklarımdan soğuk boşalıyor. Ne annemin ellerinin sıcaklığı ısıtabiliyor, ne de ism-i dilberin alevi. Yatağım, ağlarken hiç görmediğim babamın gözyaşlarıyla sırılsıklam. Can yok, ruh yok, sen yoksun, ben buz gibiyim.
Uzaktan ince bir horoz sesi. Sabah olmuş. Ve ezanlar okunurken, ben gözbebeklerine gömülüyorum. İnnâ lillâhi ve inna ileyhi râci’ûn. Bir feryâd [...]
Filed under: Deneme | 1 Comment
Kiziroğlu Mustafa Bey
Konser sonrası arkadaşlarla beraber Sultanahmet Köftecisi’ne gitmeye karar verdik. Arkadaş dediğim de Penelope Cruz’la bizim Ömer Çelakıl. Yani öyle çok da uzaktan değil. Sultanahmet’e gitmek için nedense havadan bir helikopter çevirdi. Kısa bir süre sonra İstanbul semalarındaydık. İstanbul semalarındaydık ancak ortada boğaz yoktu. Avrupa ile Asya arasını binlerce gemi, yelkenli, denizaltı, vapur, bot, kayık kaplamıştı. [...]
Filed under: Pino Kyo | Leave a Comment
Bil Diye Söylemiyorum II
kan tadında gül açarsa goncasından
tanrım! Ben sende değilim.
niye ki haziran ortasında devrilir kalem
ıssızım tanrım bana bir ıs ver.
sana adanmış değilim tanrım
mucizeden intiharlar sunma bana
bana gül, bana bak, yüzünü bana çevir
bana küsme gökten bir ayet indir
nedendir bilinmez ıslaklığı şu zeminin
bana pek güvenme tanrım
ben tekin değilim.
Ömer Faruk Çevik
Filed under: İktibas | Leave a Comment
Ölüm
Ya aşk ya pişmanlık
Ya tutku ya nefret
Ya leylâ ya mecnun
Hep sevda hep ölüm
Filed under: Şiir | 4 Comments
Zeyn
parladı çakmak
son defa,
gözlerinde
ağladı,
meleklerin binlercesi
gözyaşlarıyla söndü,
billur işrab
döküldü gözlerinden pişmanlık,
mecnunun
ve anladı…
göz,
yanıldı.
Filed under: Şiir | Leave a Comment
Nazar
Nazarı yüreğine bir meşale
Redd-i nazarı dilberine giyotin
Filed under: Şiir | Leave a Comment
Gel-Git
Bir ses mi beklenen
O narin eller,
bakışlar
Yeniden alevlenen hatıralar
Gece gibi
Gündüz gibi.
Her gün ateşe yaklaştıran
Kadere tutsak gel-git gibi
Dilberden uzaklaştırmayan
Odaya doğan bir zöhre gibi
Bir sesti beklenen
O narin eller,
bakışlar
Yeniden alevlenen hatıralar
Gece gibi
Gündüz gibi.
Filed under: Şiir | Leave a Comment
Perdeler
Dün seni gördü gözlerim
Hemen yetiştirdi kayboluş fermanımı elçi
Bir kez daha kutsandım aşk şarabıyla
Dün, seni gördü gözlerim
Kırıldı aşka vurduğum prangalar
Sorulur mu derdini gül eylemişe verdiği canlar
Yıkılacak tek tebessümle mizanlar
Kırıldı, aşka vurduğum prangalar
Bir red saklıdır arkasında her bakışın
Hayat penceremdeki buğuya bile adını kazımışım
Sendedir gizem, ben yolumu Yaratan’a bırakmışım
Bir red, saklıdır arkasında her bakışın
Bak yine yıldız kaydı semadan
Belki [...]
Filed under: Şiir | Leave a Comment