Müzik başlar, kelimeler sessiz kalır.

Bir yazar edasıyla kalkıyorum ayağa. Nisan. Yağmur çiseliyor. Ve ben bir ağacın altında. Kaçışmalar, bağırışmalar; izliyorum. Kulağımda korna sesleri. Yazar olduk dedik ya, bir hırçınlıkla başlıyorum yazmaya…

/Dilim kurumuş, iki kelime çıkmıyor sana karşı. Ellerim titremeye başlıyor adınla. Adın bana çok şey hatırlatıyor. Her şeyimizin bir; yediğimizin, içtiğimizin, sesimizin, yüreğimizin bir oluşunu yeşertiyor. Ve gözünden düşen bir damla. Yanıyor yürek. Alevleniyor. Külleniyor. Adın bana çok şey hatırlatıyor. Hatırladıkça adım siliniyor. Benden sana kalan, bir hiç’e dönüşüyor.

Müzik başlar, yasak meyve dalından koparılır.

Yağmur diniyor, geliyorsun. Bugün çok güzelsin. Yüreğin liseli bir kız gibi çarpıyor. Gözlerin dilber bakışları. İstanbul gibi. Kaybet beni onlarda, İbrahim kıl, bu ateş içinde cenneti göster bana! Yürüyoruz taş döşeli yollarda. Elim eline değiyor, yüreğim yüreğine. Ve düşüyorum…

Gökkuşağının altıdan geçiyoruz. Bahçeli’de. Hafif bir rüzgâr. Daha da yakınlaşıyoruz. Nefret, Ankara’da daha çok artarmış. Sahiden de öyle. Hava soğuk. İnsanlar da öyle. Ve ezan sesi. Hem de burada! İkindi vakti, hicaz makamı. Namazdan çıkıyoruz, yüzün gülistan. Cennet oluyor cehennem. Ha bir de, Bahçeli’deki cami çok güzel. Sen de öyle…

Müzik başlar, müzik biter.

Ya bir rüya, ya bir hatırlama. Nisan gözyaşları yüreğime sızıyor. Gönlümde ne bir bahar havası, ne de bir gökkuşağı. Kırıldı kalem, artık yaşlanıyorum.



2 Responses to “Yüreğime Seslenirken Kırıldı Kalem”  

  1. Farklı olmuş, kafa yoran türden. Elinize sağlık

  2. eyvallah.


Leave a Reply