İslamileşme Kuramı
Ernest Renan’ın ortaya atmasıyla başlayan İslam ve bilim tartışmaları, yalnızca salt bilim olarak telakki edilmemelidir. Zaten tartışmaya katılanların büyük çoğunluğu da, bunu yalnızca bir bilim olarak değil; bilgi, bilim ve felsefe üçlemesi şeklinde algılamışlardır. Bu tartışmaların İslam dünyasına etkileri ise, Tanzimat Dönemi’nden itibaren başlamış ve günümüze kadar devam etmiştir. Batının bilimini alalım, kültürü kalsın anlayışıyla bütünleşen bu ideoloji, maalesef birçok taraftar bulmuş, bunun sonucunda da, ne bir İslamileştirme(?), ne de hedeflenen yükselme/yeniden dirilme gerçekleşmiştir.
Osmanlı coğrafyasını bir kenara bırakırsak, bu amaca yönelik çalışmalar yapan birçok düşünür yetişmiştir. Bunlardan en önemli sesler olan Abduh ve Reşid Rıza gibi aydınlar, Batıdaki teknokratik ve sömürgeci gelişmeleri bir ölçü almış ve medeniyet tasavvurlarını bu doğrultuda oluşturmuşlardır. Hind ve Mısır’da da bu takım çalışmaların yoğun olduğu ve birçok çalışma ve tartışmaların yapıldığı sıralarda, Türkiye’de yaşanan Cumhuriyet Dönemi’nde ise, bu konulardan tamamıyla uzaklaşılmış, İslam dünyasıyla fikirsel bağlamdaki irtibat bütünüyle kopma noktasına gelmiştir.
1975’ten sonrasına baktığımızda ise, İslam ve bilim tartışmaları biraz daha farklı bir boyut kazanmış ve bu sefer yalnızca birkaç hamasi çalışma yerine tezler öne sürülmüş ve bazı noktalarda bunlar uygulamaya geçirilmiştir. S.H.Nasr’ın “İslam Bilimi” tezini ortaya atmasıyla başlayan bu çığır, 90’lara kadar tüm canlılığıyla devam etmiştir. Batının bilim anlayışının yıkıcılığı ve insan hayatına bu denli olumsuz etkisi İslam dünyasının üzerine geldikçe, buna yönelik İsmail R. Faruki, Nakib El-Attas, M.A.Enis, Ziyaüddin Serdar, M.Zeki Kirmani, M.Riaz Kirmani, Şakir Kocabaş, Osman Bakar, Fazlur Rahman, Vakar Ahmed Hüseyni, M.Ali Kettani, Cavid Ensari, Abdüs Selam, Sirac Münir, Etzai Fatima, Enver Nesim, Muhammed Arif, İlyas Ba-Yunus gibi birçok düşünür tezlerini öne sürmüş ve bunlara cevaplar verilerek gayet olumlu bir tartışma ortamı yaratılmıştır.
İslam ve bilim tartışmalarının niyetleri her ne kadar safiyane olsa da, sonuç itibariyle pek de farklı değildir birbirlerinden. Bir delinin kuyuya taş atması hikâyesine benzeyen bu durum, maalesef hiç de istenmeyen sonuçlar vermiştir. Bilhassa 75’lerden sonraki tartışmaların mahiyetine baktığımızda olumlu bir takım gelişmeler olduysa da, beklenen/istenen amaca ulaşılamamıştır. Günümüzde bu bağlamdaki tartışmaların son bulmuş olduğunu söyleyemeyiz, çünkü genel itibariyle hâlâ kavramların başına “İslâmi” ya da “dinî” kelimesi getirilerek bir yerlere ulaşmaya çalışan birçok çalışma gözümüze çarpmaktadır. İslamî radyo, dinî kitap gibi birçok sözcük öbeği, literatür ve günlük yaşantıda kullanılır hale gelmiştir.
Bu çalışmalardan pek çoğu Batının modern kavramları ile İslam’a ait kavramların benzeşmesini fark eden(!) bu aydınlar, bilginin profanlığı yahut a priori dayanaklarına bakmaksızın kendi değerleri içine katmayı hedeflemişlerdir. İslamileştirme ise bir metodolojiden öte bir şey değildir ki, bu da Batının bilimsel yöntemlerine dayanılarak oluşturulmuştur. Bu iki ekolün farkı ise, biri özür dileyici bir tavırda Batıyı kabul ederken, diğeri Batıya karşı duruş sergileyerek Batıyı kabul etmesidir. Geri kalmışlığı bahane ederek Batıyı ideal değer olarak gören bu iki ekolden, diğerinin Batıya karşı “özür dileyici tavırda bulunmaması”, sonuç itibarıyla hiçbir şeyi değiştirmemektedir. Batı, önlerinde aşılmaz bir duvardır; İslam dünyası ise çağımızda, medeniyetler merdiveninin en alt basamağında kalmıştır. Böyle bir kabul ile yola çıkan her düşünürün, Batıya kafa tuttuğunu söylese bile “modern’in içinde” modern’e karşı olması imkân dâhilinde değildir.
Bilginin yanlışı olmaz, ona yönelik bakışlar/algılayışlar yanlış olabilir. Bu bağlamda, bir kavramın “İslami” olanı da düşünülemez. Çünkü bilgi ve bilim birden çok olsa da, hakikat bir tanedir ve insana ait değildir. Eğer ki böyle bir ayrıma varırsak çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalırız demektir. Çünkü Batı medeniyetindeki İslam’a benzer kırıntıları hakikatin bütünü olarak görürsek, Batıya ait her hakikate uygun görüşü İslam’ın içine katma yanlışına düşeriz. Picasso’daki hakikat kırıntılarını nasıl İslam sanatı içerisinde göremiyorsak, İslam dünyası dışındaki bilgi/bilim kırıntılarını da İslam’ın içinden göremeyiz. Nitekim İlhan Kutluer’in de belirttiği gibi; “öz kültürcü yani geleneğimizin verilerinden kalkarak yeni bir yaklaşım tarzı oluşturmak yerine, karşı kültürün yani Batı bilgi ve bilim felsefesinin modellerini kullanarak bir İslami bilgi ve bilim anlayışı kurmak tutarlı değildir.” Bir dünyagörüşünün çoğu kavramı, diğer dünyagörüşünün kavramlarına elbette ki tercüme edilemez. Bunun en iyi örneğini “fıkıh” ile “hukuk” kavramlarının uyumsuzluğunda görmekteyiz. Bu görüşümüzü Şakir Kocabaş da destekler nitelikte şunları söylemektedir; “‘İslami bilgi teorisi’ diye bir şey yoktur ve olmayacaktır. Bunun yerine bundan çok daha fazla zengin ve verimli olmak üzere, müslüman düşünürlerin bilgi anlayışları ve bilgi organizasyonları olacaktır.”
Yapılması gereken şey, müslümanların kolaya kaçarak yapmaya çalıştığı gibi var olan bilgiyi ehlileştirmek/ihya etmek değil, kendi paradigmamız içinde bir müslüman duruşu sergilemektir. Çünkü günümüzdeki birçok “müslüman” bilim adamı, Batı dünyagörüşü içerisinde bilimsel faaliyet yapmakta, bu bilimsel kavramlar yumağında “Batılı” bir faaliyet yürütmektedir. Müslümanların bilime gerçekten İslam’ın öncülleriyle bakarak yaklaşması ve bir an önce İslam bilimini ortaya koyması gerekmektedir. Çünkü İslam bilimi olmaksızın müslüman toplumlar Batı kültür ve medeniyetinin yalnızca tâli bir unsuru olarak kalacaktır. Ancak bu noktada düşülmemesi gereken hata ise, birçok düşünürde olduğu gibi modern’in içinde modern’e karşı çıkmamaktır. Çünkü bu faaliyetler İslam dünyasını sadece yormakla kalacak olan boş çalışmalardır. Modern bilgiye uygun hale getirilecek olan İslam değildir, aksine İslam’a uygun hale gelmesi gereken modern bilgidir. Çünkü İslam bütün zamanlara a priori olarak uygundur. René Guénon’un da belirttiği gibi, madem gelenekten kopuşu Batı yapmıştır, o halde geri dönüşü de onlar yapmak zorundadır.
…
İleri Okumalar
René Guénon, Modern Dünyanın Bunalımı, Hece
Mevlüt Uyanık, Bilginin İslamileştirilmesi ve Çağdaş İslam Düşüncesi, Ankara Okulu
Mustafa Armağan, İslam ve Bilim Tartışmaları, Etkileşim
Mehmet Paçacı, İslami Bilimde Metodoloji Sorunu, Fecr
Filed under: Makale | 1 Comment
Edebiyatı aşmışsın bu yazıyı yazarken, İki dili birbirinden ayırabilmişsin tebrik ederim…