Hayata Bir Neyzen Tanıklığı
Dinle neyden çün hikâyet itmede
Ayrılıklardan şikâyet itmede
Gelip geçen bir dünya. İnsanlara uzunca bit ders gibi gelen bir tarih. Bu tarihin içinde bir yol, yüzyılların oluşturduğu bir gelenek. Ve bu geleneğin bir dalı: Özbekler Tekkesi. Tekke, dünyaya bir bakış penceresi, bir hayat biçimi, bir edeb okulu. Ve bu okulun içinde yetişen bir takım yolcular. Yolda olanlar. Burası bir tekke. Hakikate giden yolda, edebli bir güzergâh.
Kudsi Erguner. Bu hakikat dünyasından nasibini ihtimamla almış biri neyzen. Yetiştiği geleneğin izlerini takip etmeye çalışan ve bunu büyük oranda sağlayan bir yolcu. Tekke hayatının ailesine olan etkisiyle çocukluğunu üzerinden erkenden atan bir genç. Babasına, onun dünyaya bakışına, insanlarla kurduğu ilişkilere hayran bir oğul. İlköğretimden ortaokula, oradan liseye hızlıca olgunlaşan bir hayat, ve belki de o günlerden beri hâlâ yüreğinin bir köşesinde hüzünle duran babasının hastalığı.
Okul sıralarından hayata ney ile atılan bu genç, önce Türkiye’de deniyor gelenek ile hayata tutunmaya. Ancak yer verilmiyor. Ne ona, ne de geleneğine. Yasaklar, kurallar ve hak ihlalleri çıkıyor defalarca karşısına. Ve başlıyor neyzenin dünya yolculuğu.
Soluğu Avrupa’da alıyor. Ama Konya ile olan “gelenek atışmaları”ndan sonra Avrupa da onun için bir hayal kırıklığı oluyor. Amerika’ya gidiyor, aynı. Geleneğin içindekilerin yozlaştığına, şeyhlerin dahi yurtdışında new-age’leştiğine tanık oluyor. Yüreğine dert oluyor bu durum, ve müziğine bunu ağır ve hüzünlü bir name olarak işliyor. Tek tesellisi belki de, verdikleri dinletiler sonrası o etkileyici sohbet ortamı.
Tam bu sırada world music ile tanışmasını tesadüf olarak adlandırmak oldukça güç. Verilen birkaç önemli konser bir anda hayatını değiştiriyor. Artık büyük bir yere ve geleceğe sahip oluyor. Ve tabiki büyük bir gruba. Ardından birçok kimse geliyor. Afrikalardan bilhassa görüşmeyenler dahi, müzikleriyle ondan, onun bu mücadelesinden, yolculuğundan ilham alıyor. Bu yeni dünya kapılarını ardına kadar açıyor geleneğine hâlâ sımsıkı bağlı müzisyene. Mesnevî’nin özünü, Özbekler Tekkesi’ni, babasına özlemini, yaşam mücadelesini, Olivier’in geride bıraktığı acıyı, annesine hediye ettiği düdüklü tencerenin sırrını, yalnızca Allah’a imanın çıktığı o bomboş Afganistan tepelerindeki anıları üflüyor hayat arkadaşına.
Ve bu hayatta, belki de aldığı ilk solukta eline kalemi alıyor büyük neyzen. Ve başlıyor tanık olduğu tarihî kesiti resmetmeye. Başlıyor anlatmaya bilinmeyen bir âleme olan yolculuğunu. Bu eşsiz yolculuğunun simgesi: Ayrılık Çeşmesi.
Filed under: Deneme | Leave a Comment
No Responses Yet to “Hayata Bir Neyzen Tanıklığı”