Alınacak Dersleri Yeniden Düşünmek

Posted on Temmuz 11, 2011

0


Fransız hin yazar Georges Perec bir yazısında şöyle diyor: Bana öyle geliyor ki biz hep olay’a , hep tuhaf olana, olağanüstü olana kulak veriyoruz: Birinci sayfada, beş sütuna koca manşetler. Trenler ancak raydan çıktıkları zaman varlık gösterebiliyorlar, ölü sayısı ne kadar çoğalırsa, trenler de o kadar varlık kazanıyor.

Japonya’da peyderpey yaşanan felaketler silsilesini değerlendirmeye alıyoruz. Neden? Çünkü beş sütuna koca manşetlerle “felaket” gözümüzün içine sokulmuştur. Deprem, tsunami, nükleer tehlike vesaire olaylar varlıklarını göstermişlerdir. Hatta bu öylesine bir varlıktır ki Japonya’dan beklenmeyecek seviyede ölü sayısı yükselmiştir. Hat safha: bilanço giderek ağırlaşmaktadır. Japonya yüzyılın felaketinin tam ortasında. Japonya izliyor, dünya izliyor, insanlık el pençe divan.

Nedir bu el pençe divanlık diyoruz, araştırıyoruz biraz. Doğal felaket deniyor, bilimsel açıklamalar yapılıyor, kimisi kader diyor, kimisi Tanrı’nın kudreti. Japonya deprem ve tsunami bölgesi olmasından ötürü dünya o kadar alışmış ki ordan deprem haberi duymaya, normalin dışındalık bize Japonya’nın varlığını gösteriyor. Japonya’da tren raydan çıkmıştır ki biz Japonya’yı fark edebilmekteyiz. Peki Japonya bize ne söyler?

Bir felaketten ders çıkarmak gelenektir. Geleneğin söylemi de nasihatin değil musibetin ortaya çıkarabildiği dersleri görmektir. Dersler. Dersler bize ne söyler? Hatta, dersler nedir? Bir nesneleştirme değil midir şu dersler. Japonya’da bir felaket olur büyük puntolu, biz nesneleştirerek onu değerlendiririz. Kader deriz, doğa ananın cilvesi deriz. Japonya’da bir aileyi yine deprem vurur, canhıraş kaçarlar. Deprem geçer aniden eve dönüp birkaç parça eşyaya tamah ederler ve bu sefer de tsunami gelir ve evlerinde, tam da istedikleri eşyaların yanında sonsuza dek birbirlerinden ayrılırlar maalesef.

Bu trajediden şuraya geliyorum: Ailenin, eşyaya yönelik “gayriihtiyari” tamahı sonucu dağılmasını değerlendirmek trajediyi nesneleştirmektir. Nesneleşen bu olay, salt nesne değil bütünüyle özneldir. Yani biz, bir olayı seçip onun hakkında konuştuğumuzda tepeden bakar üslupta konuşma yetkisine sahip değilizdir. “Eşyaya tamah ile gelen acı durum” bizim öznel nesnemizdir ve genel geçer sonuçlar vermez. Bir felaketten ders çıkarma her dünyagörüşü için geçerlidir: Kimi bunu daha çok çalışmanın gerekliliği olarak algılar, kimi Tanrı’nın yasalarının çiğnendiği düşüncesini seçer, kimi kaderi bilimle yenemeyeceği sonucuna ulaşır. Ancak bu “dersler” kişiseldir ve “ortak bir ders” olgusu her zaman hâkim paradigma tarafından “yönlendirilir”.

Ailenin trajedisi bize bir ders verebilir, ancak bu durum, “ailenin eşyaya tamahtan ötürü sonsuza dek dağılması” nesnesini her ne kadar insani bir gerekçe ile de olsa “materyal” olarak algılanamaz. Duygular işin içine girdiğinde, yani pratik alanda, materyal dersler tuz olup giderler. Dersler, insan için hayati bir önem arzettiği kadar, insan aklına vurulmuş bir prangadır da.

Posted in: Deneme