Dervişler, Yengeçler, Gemiler

Posted on Temmuz 11, 2011

0


bir.

Sana bir hikaye anlatayım ister misin, dedi ihtiyar.

Bakışlarını ona çevirdi.

Vakti zamanında bir derviş sonsuz çölün ardındaki ufka yürüyerek gitmeye niyet etmiş. Ah etmişler vah etmişler ancak döndürememişler dervişi bu kararından. Çöl demek intihar demek. Derviş, matarasına biraz su almış, bir somun da ekmek. Herkes iki göz iki çeşme dervişi bu hâlde uğurlamış. Çölde bir yabancıyla karşılaşmış derviş, karalara bürünen, deve üstünde biri. Dervişin artık daha fazla ilerleyemeyeceğini, aksi taktirde öleceğini söylemiş. Derviş matarasını çıkarmış ve içindeki tüm suyu adamın gözü önünde boşaltmış.

Neden ki, diye sordu.

Suyu döktüğü gibi, adam da suyla birlikte buhar olup uçmuş. Derviş devam etmiş yoluna ve nihayet ufka varmış. Ufukta pak yüzlü bir çocuk onu beklemekteymiş. Matarasını ona uzatmış, elini bile sürmediği somununu da.

E dede, matarada su kalmadı ki, diye çıkıştı.

Kalmaz olur mu evladım, dedi ihtiyar. Derviş ufka varmış, yetmez mi Allah’ın suyu oraya bahşetmesi için, bahşetmiş de. Derviş azığını sunmuş çocuğa ve gerisin geri dönmüş yurduna. Hayretler içinde kalanlar sormuşlar; çölü bunca azıkla nasıl aştın, hadi aştın diyelim nasıl geri döndün diye. Derviş duraksamış önce. Sonra şaşkın gözlere doğru dönüp sormuş: Ne çölü?

 

iki.

Sana bir hikaye anlatayım ister misin, dedi güvercinlere simit atan orta yaşlı adam.

Garipsese de hayır diyemedi, başısı salladı usulca.

Vakti zamanında bir yengeç sonsuz denizi aşıp yardım istemek için balıkçılların yaşadığı havzaya gitmeye niyet etmiş. Ah etmiş vah etmişler ancak döndürememişler yengeçi bu kararından. Deniz demek intihar demek. Yengeç aşılmaz denen her engeli aşmış ve varmış balıkçılların yanına. Anlatmış meramını. Yengeçlerin yaşadığı bölgenin yakında sular altında kalacağını ve hepsinin öleceğini söylemiş. Balıkçıllardan gagalarıyla kendilerini taşımasını istemiş yengeç. Balıkçılların hepsi kahkahalarla gülmüş bu duruma. Yengeç de üzüntüsünden iki kıskacını da kırıp gerisin geri dönmüş diğer yengeçlerin yanına.

Neden ki, diye sordu. Meraklanmıştı.

Sormuşlar yengeçe nasıl gittin diye, sesi çıkmamış, gözleri buğulu. Devam etmemişler sormaya, gözleri buğulu.

E şimdi abi, bu yengeç kıskaçları olmadan nasıl o kadar yolu geri dönmüş, diye çıkıştı.

Kıskaçları olmaz olur mu canım, dedi adam. Yengeç balıkçılların yanına kadar varmış, yetmez mi Allah’ın iki kıskaç daha bahşetmesi için, bahşetmiş de. Yengeçin gözleri ondan buğulu. Sonra havada bir sürü görmüşler, bakmışlar ki binlerce ebabil kuşu bunlara doğru geliyor. Gagalarıyla onları yukarılara taşıyacaklarını söylemişler. Sormuşlar nerden haber aldınız diye. Kuşlar duraksamış önce. Sonra şaşkın gözlere doğru dönüp sormuşlar: Siz çağırmadınız mı?

 

üç.

Sana bir hikaye anlatayım ister misin, dedi genç.

Tabi dedi net bir şekilde.

Vakti zamanında bir gemi sonsuz yasakları aşıp özgürlüğe kapı açmaya niyet etmiş. Ah etmişler vah etmişler ancak döndürememişler gemiyi bu kararından. Yasakları aşmak demek intihar demek. Gemi kararlı. Binlerce azık, binlerce kalp, binlerce muhabbet ve dua almış yanına. Herkes iki göz iki çeşme gemiyi bu hâlde uğurlamış. Yolda bir korsanla karşılaşmış gemi, ellerinde kan, üzerinde kan, paçalarında kan. Korsan, geminin artık daha fazla ilerleyemeyeceğini, aksi taktirde ateş açacağını söylemiş. Gemi, içindeki bütün kalpleri çıkartmış güverteye.

Neden ki, neden vuracağını bile bile çıkarmış, diye sordu.

Korsan güverteye çıkan her kalbi vurmuş. Ama o vurdukça kendisi de sular altına gömülmüş. Gemi fark etmiş ki ilerledikleri yol zaten deniz değil kan gölü. Batmış oraya korsan ve gemi devam etmiş yoluna. Özgürlüğün kapısını çalmış, tüm kalpleri ve duaları teslim etmiş.

Ya iyi de tüm kalpleri nasıl versin, vurulmadı mı bazıları, diye çıkıştı.

Vurulur mu hiç kalpler ya hu, dedi genç. Gemi özgürlüğün kapısına varmış, yetmez mi Allah’ın tüm kalpleri eksiksiz oraya bahşetmesi için, bahşetmiş de. Gemi gerisin geri dönmüş yurduna. Coşkuyla sormuşlar; o kan gölünü nasıl aştın, nasıl özgürlüğe vardın diye. Gemi duraksamış önce. Sonra şaşkın gözlere doğru dönüp sormuş: Yanımdaki melekleri görmüyor musunuz?

İhtiyar Dergisi’nin 6. sayısında yayınlandı.

Posted in: Öykü