“Dünyayı Gösteren” Kitap Üzerine Birkaç Not

Posted on Temmuz 11, 2011

0


Kâtip Çelebi (Hacı Kalfa, bir diğer ismiyle Hacı Halife), Osmanlı ilim tarihinin en zirve isimlerindendir kuşkusuz. Ulema sınıfından değil de halk içinden yetişip ilmî bir mertebe kazanması, Osmanlı’da aklî ilimlere ehemmiyetin gösterilmediği bir dönemde hem bu zihniyeti eleştirmesi ve hem de bu minvalde felsefi eserler kaleme alması Katip Çelebi’nin özelde Osmanlı ilim tarihi, genelde ise İslam ilim tarihinde önemini bir kat daha artırıyor.

 

1609-1657 yılları arasında yaşayan Katip Çelebi’nin eserlerine şöyle bir göz attığımızda muazzam ölçüde geniş bir yelpaze görürüz. Felsefi değerlendirmelerden tarih kitaplarına, coğrafya kitaplarından deniz seferlerine, ilim anlayışından fihristlere birçok farklı türde esere sahip olan Katip Çelebi’nin bu yazıya konu edeceğimiz kitabı, meşhur Cihannümâ’sı.

 

Kitâb-ı Cihannümâ li-Katib Çelebi adıyla anılan eserin önemi, dönemin şartları ve Osmanlı’daki naklî ilimler dışındaki ilimlere karşı olan anlayışın tam ortasında, coğrafya ilmine dair kapsamlı ve oldukça doyurucu nitelikte bir kitap olmasıdır. Tabi âlimimiz ciddi bir eser yazdığının da farkında, zira Cihannüma “dünyayı gösteren” demek. Kitap elbet bu haliyle muazzam bir eser. Tarih Kurumu’nun geçtiğimiz yıllarda tıpkı basımını yaptığı Cihannümâ, tabi basımıyla da olduça göz dolduruyor; tam bir görsel şölen.

 

Katip Çelebi’de Aşağılık Duygusu

Peki bunca harita ve yerel coğrafi bilginin yer aldığı kitap, yalnızca Katip Çelebi’nin bir çalışması mıdır? Çünkü kitapta görülmektedir ki, Hacı Halife, gitmediği, bilmediği coğrafyalar hakkında da bilgi vermekte, hatta haritalarını bile çizmektedir. O halde burada Katip Çelebî’yi farklı bir kimliğiyle tanımaktayız: Tercüman. Hollandalı coğrafya uzmanı Mercator’un, İslam coğrafyasını da dolaşarak oluşturduğu kitabının belli bölümlerini Mehmet İhlasi ile birlikte tercümeye girişmiştir düşünürümüz. Ancak Katip Çelebi’nin burada bir kusuru vardır Fuat Sezgin hocaya göre. Ona göre Katip Çelebi, Mercator’un bu kitabından ve ilmî bilgisinden hayranlık duymakta ve bir nevi aşağılık duygusu barındırmaktadır. Halbuki Mercator, çok çalışkan bir kişiliğe sahip olmasına rağmen bu bilgilerin çoğunu İslam coğrafyasına gelip yine İslam âlimlerinin çalışmalarından elde etmiştir. Fuat Sezgin hocanın yaklaşımı burada Katip Çelebi’nin İslam dünyasını tanımadığı yönündedir, çünkü Mercator’un eserlerinin gerçek kaynağı olan eserlerden ve o ilmî gelenekten pek de söz edilmemektedir (Sezgin, 46). Cihannümâ’nın tamamını okuyup bahsi geçen faslı görme fırsatım olmasa da Sezgin hocanın ilmine güvenerek bu meselenin ayrıca irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

İbrahim Müteferrika’nın Cihannümâ’ya Ek’i

Genel bir kanıdır Osmanlı’nın bilimsel gelişmelerden uzak olduğu. Hatta denilmektedir ki 19. yüzyıla kadar Osmanlı âlimlerinin hâlâ ilmen Batı’dan üstün olduğunu düşünmeleri yüzünden hiçbir gelişme olmamıştır. Az önce bahsi geçen çeviri hareketi dahi bu iddiayı yanlışlamaktadır aslen. Hatta Cihannümâ’da kısaca dahi olsa, dönemin görüşleri olan Kopernik ve Brahe evren sistemlerinin bahsi geçmektedir. Bilindiği üzre İslam filozofları ve Osmanlı düşünürlerinin kozmolojik sistemlerinin temelinde Batlamyus (Ptoleme)’un sistemi vardı. 15.-16. yüzyılda ortaya çıkan yeni kozmolojik sistemler ise, zannedildiğinin aksine Avrupa’da hemen kabul edilmemişti. Tıpkı Cihannümâ’da yer aldığı gibi Batlamyus sistemini kabul edenler, bu sistemlerin de varlığından bahsediyorlardı sadece. Bu açıdan değerlendirildiğinde Cihannümâ’da bu sistemlerin yer alması dönemi için önemli bir yer teşkil eder. Ancak değinmek istediğimiz asıl nokta 18. yüzyıl içerisindedir. Cihannümâ Osmanlı düşünürlerince yer edinmiş bir kitaptı bu dönemde. Bunu, Lale Devri sırasında açılan Müteferrika Matbaası’nın ilk bastığı eserlerden biri olmasından anlıyoruz. 1732’de basılan eserin ilklerden oluşundan öte bir önemi daha vardır ki bu, İbrahim Müteferrika’nın kitaba yazdığı kısa ektir. İbrahim Müteferrika, bu ekte, göksel cisimlerin devinimlerini anlamlandırmak maksadıyla kurgulanan bilimsel kuramlardan birini veya diğerini benimsemenin dinî  yönden bir sakınca teşkil etmediğini açıkça belirtiken, bu yaklaşımın tipik bir örneğini sergilemiştir (Demir, 26). İbrahim Müteferrika’nın bu yaklaşımından yola çıkarak, bunların birer sistem olduğunu ve herhangi birini seçmenin itikadi bir durum değil ilmî bir mesele olduğunu kabul eden bir ilmî zihniyete ulaşabiliriz. Bu zihniyetteki ferahlık, Avrupa’nın o dönemde kilise karşıtı yeni sistemlere savaş açmasıyla kıyas edilebilir niteliktedir. Nitekim Müteferrika’nın bu eki ile, yeni astronomiden Osmanlı’nın haberdar olduğunu hatta tartışılabilir bir sistem olduklarını dahi öğrenebilmekteyiz. Osmanlı’nın Avrupa ilimlerinden bütünüyle habersiz olduğu tezinin bir başka yanlışlamasıdır bir nevi İbrahim Müteferrika’nın bu müthiş eki.

 

Yararlanılan Kaynaklar

Fuat Sezgin (2010) Bilimler Tarihçisi Fuat Sezgin, söyleşi: Sefer Turan, Timaş: İstanbul.

Katip Çelebi (2009) Kitab-ı Cihannümâ li-Kâtib Çelebi (Tıpkıbasım), Türk Tarih Kurumu: Ankara.

Remzi Demir (2001) Osmanlılar’da Bilimsel Düşüncenin Yapısı, Epos: Ankara.

Dünyabizim.com’da yayınlandı.

Posted in: Deneme