Günlük hayatta dahi kullanılan bir kavramdır “ütopya”. Herkesin camide buluştuğu, beraber namaz kılıp kimsenin yalan söylemediği, dedikodu yapmadığı bir toplum hayalimizi anlatırız, şak, ütopyayı yapıştırırlar suratına. Ya da herkesin bir gün devrimci olması, sesimizin Avrupa’dan Hint altkıtasına kadar yankılanması gibi örnekler de verilebilir bu minvalde. Aslında işin esası Grek toplumuyla ilgilidir, bilhassa da Platon ya da İslam literatüründe bilinen adıyla Eflatun.
Platon’un Ütopyası: Devlet ve Yasalar
Türkçede de çokça baskısı yapılan Platon’un Devlet kitabı, ütopya olmayı hak eden belki de en önemli eserdir. Platon, kitabında, kişilerin kişisel özelliklerinden sayılarına kadar birçok detaylarıyla birlikte ulaşılması güç bir toplum tasavvur eder. Güzel ve zeki kadınlar yakışıklı ve zeki erkeklerle evlenmeleri gerekir ki bir alt nesil yine güzel/yakışıklı ve zeki olsun, hataya yer yoktur da ayrıca. Şairler uzaklaştırılmalıdır, üstelik ordu mensuplarının sayısı bini geçmemelidir. Yani sizin anlayacağınız Platon, gerçekten bir ütopik bir devlet tasavvur etmiştir. Daha sonra bir takim fikrî değişimlerle yazdığı Yasalar’da ise daha yumuşak bir tavır sergiler, birçok keskin çizgi silikleşmiştir bu yeni devlette. Ancak ne var ki Platon yine Platon’dur, devletten siyasetten yana hep ütopik bir kişiliğe sahiptir. Yine birçok noktada imkânsız tahayyüllere kapılmıştır. Bu imkânsızlık daha sonra Batı felsefesinde de yine zorlanacaktır.
İslam’da Erdemli Toplum
Şu vardır ki Platon, İslam dünyasında oldukça etki bırakmıştır ki Meşşai feylesoflar tarafından Eflatûn-ı İlâhî olarak isimlendirilmiştir. Platon’un büyük etkilerinden birisi de işte bu siyaset felsefesidir. Emevi döneminde ve daha sonra Abbasi dönemi tercüme hareketlerinde bilhassa Devlet’in adı sık sık anılmış, tercüme edilmiş ve şerhler kaleme alınmıştır. Yasalar ise açıkçası pek ilgi çekmemiştir. Gelgelelim ilk büyük etki Fârâbî üzerinde olmuş ve ünlü bilgin, Platon’a benzer şekilde bir siyaset felsefesi oluşturmuştur. Es-Siyâsetü’l-Medeniyye, el-Medînetü’l-Fâzıla, Tahsîlu’s-Sa‘âde ve Fusûlü’l-Medenî gibi eserlerinde ortaya koymaya çalıştığı siyaset felsefesinin ana kavramı ise, hiç şüphesiz “erdemli toplum”dur ki bu kavramın sistematikleştiği eser ise, Türkçeye İdeal Devlet olarak Ahmet Arslan tarafından çevrilen el-Medînetü’l-Fâzıla’dır. Ancak Fârâbî’nin erdemli toplumu Platon’unkinin aksine metafiziktir. Dahası, kozmolojiktir. Yani Fârâbî, siyaset felsefesini, bütün felsefesinin merkezine alarak, konuya bütüncül bir şekilde yaklaşmaktadır. Aristo ve Yeni-Platoncu etkiyle açıklamaya çalıştığı kozmolojinin örneksendiği yegâne yerdir erdemli toplum.
Şundan da bahsetmek gerekir ki Platon gibi Fârâbî de birçok filozofun siyaset felsefesine öncelik etmiştir ki bu filozofların önde gelenleri Batı felsefesindendir. Örneğin Campanella’nın Güneş Ülkesi, zannedildiğinin aksine Devlet’i değil el-Medînetü’l-Fâzıla’yı esas alır. Bir diğer örnekse hiç kuşkusuz Francis Bacon’ın Yeni Atlantis’idir. Unutulmamalıdır ki bu eserler yalnızca etkilenmiştir, yoksa daha ileriye giderek, aynı hakikati dile getirdikleri söylenemez.
Devlet’e Farklı Bir Perspektif: İbn Rüşd
Felsefe geleneğinde mücevherler olan İbn Sînâ ve Gazzâlî’nin siyaset felsefeleri bu denli öne çıkmadığı için ikisini atlayarak İbn Rüşd’e geçelim. Aslına bakılacak olursa İbn Rüşd’ün siyaset felsefesinin sınırları çok belirgin değildir. Bunun en büyük sebebi, Aristo eserlerine yazdığı şerhlerin kendi görüşü mü olduğu yoksa yalnızca bir açıklamadan mı ibaret olduğu noktasındaki ihtilaftır. Ancak İbn Rüşd’ün Devlet Şerhi’nde açıkça görülmektedir ki o, Platon’un Devlet’te oluşturduğu yapıyı daha haklı görmüş ve bunun imkanı üzerinde durmuştur. Dahası, İbn Rüşd Devlet’te anlatılan meseleleri İslam tarihinden örnekler vererek açıklayarak da bir ilke imza atmıştır. Onun Platonik yapılı ideal toplumunun örneği Hz. Peygamber ve sonrasında gelen Hulefâ-i Raşidîn döneminin toplumudur. Bir diğer örnek ise yaşadığı dönem üzerine oldukça etkisi olan Murâbıtların ilk yöneticisi Yusûf bin Taşfîn’in zamanındaki toplumdur. İbn Rüşd, Devlet’tekine benzer bir şekilde insanların çeşitli haz, zevk, sefa ve şerefin peşinde koşmalarıyla devletin bir timokrasiye dönüşeceğini iddia etmiş ve tarihî örnek olarak da Muâviye bin Süfyan dönemini vererek, hayatını devam ettirdiği Muvahhidler devletine ikazda bulunmuştur. Kısaca diyebiliriz ki, İbn Rüşd’e göre ideal devlet bir ütopya değildir ve tarihte örnekleri olmuştur. Aynı şeyleri Fârâbî içinde söyleyebiliriz elbet. Çünkü onun erdemli toplumunun zirvesinde her ne kadar peygamber/filozof yer alsa da, tarihte en az bir örnek verilebilir durumdadır ki bu durum, müslüman âlimlerin ütopya değil gerçek bir toplumun peşinde koştuklarını gösterir niteliktedir kanaatimizce.
…
Dünyabizim.com’da yayınlandı.
Posted on Temmuz 11, 2011
0