Archive for the 'Hikâye' Category
Ankara’da bir sahaf. Eskimiş, tozlu raflar, tozlu kitaplar.
Aylardır kimsenin gözünün dahi değmediği bir kitap. Üzeri tozla kaplı. Kapalı olan daha fazla merak uyandırıyor. Kitaba ilişiyorum, üstüm başım perişan. Üflüyorum, ortalık duman. Tüm uğraşılarıma değmiş, işte aradığım kitap! Derler ya, kitap sahibini seçiyor.
Ücreti üç-beş lira. Tutuşturuyorum son paramı da ihtiyarın eline. Bugün de bana yol göründü, [...]
Filed under: Hikâye | 2 Comments
Uzak Ülke
Daha önce de yazmıştım bunları. Ama artık korkuyorum. Annem sakladığım yerden bulup yakmış olmalı. Bilge’den kalmış iki kitabımla onca zahmetle yazdığım bir kaç parça defterimi de yakmıştı. Bunları bulmamalı. Bunları kimse okumamalı köyümden. Yalnızca siz okumalısınız. Siz. Avrupalılar. Bizi unutup acı çekişimizi resmeden siz. Bilge ve onun yanında gidenlerin tek sorumluları. Siz. Katiller.
***
Kim olduğumu soruyorsanız [...]
Filed under: Hikâye | 2 Comments
Uçurumun Kenarında
Hafif bir rüzgâr. Kitaptan başımı kaldırıyorum. Bir ses beni rahatsız ediyor. Din diyor, Allah diyor, Kur’an diyor; ama ses beni rahatsız ediyor. Ya Rabb, uzak tut beni enaniyetine hamallık yapanlardan. Hakikat’ı “ben”den kurtar.
Ses susmuyor. Ağzına sigara alıyor, benim aklım dumanlanıyor. Şimdi can alan Azrail olsam. Hızır gibi gelecekle karışsam. Sorgu yok. Sual yok. Musa da [...]
Filed under: Hikâye | 1 Comment
Müzik başlar, kelimeler sessiz kalır.
Bir yazar edasıyla kalkıyorum ayağa. Nisan. Yağmur çiseliyor. Ve ben bir ağacın altında. Kaçışmalar, bağırışmalar; izliyorum. Kulağımda korna sesleri. Yazar olduk dedik ya, bir hırçınlıkla başlıyorum yazmaya…
/Dilim kurumuş, iki kelime çıkmıyor sana karşı. Ellerim titremeye başlıyor adınla. Adın bana çok şey hatırlatıyor. Her şeyimizin bir; yediğimizin, içtiğimizin, sesimizin, yüreğimizin bir oluşunu [...]
Filed under: Hikâye | 2 Comments
Yine bir ağlama sesiyle uyanıyorum. Annem. Şimdi kalkacağım. Uyandığımı fark ettirmeden usul usul odamdan çıkıp salona gideceğim. Annem yine beyazlar içinde olacak. Secdeye kapanmış, ağlayarak. Ben de kanepenin ardından ona eşlik edeceğim. Gözyaşlarım küçük yüreğime akacak. Yine bir damlanın bile yüzüme akmaması için dua edeceğim. Akmayacak. Annem kalkmadan geri döneceğim yatağıma. O yanağıma bir öpücük [...]
Filed under: Hikâye | Leave a Comment
Ayrım
Uyanıyorum. Hem de kendiliğimden. İlk defa. Evet evet, ilk defa. Sabah ezanı. Ve güneşin doğuşu, içime. Tüm günlerden farklı bugün!
Hissediyorum. Bugün ben de farklıyım. Çayımı kahvaltımı kendim hazırlıyorum, içim içime sığmıyor, yerimde duramıyorum. İnanır mısın, şarkı söyleyerek çıkıyorum evden dışarı. Yağmur yağıyor. Sağanak. Sesimi kısıyorum. Ve bir araba. Kırmızı, en son modellerden. Altımı üstümü su [...]
Filed under: Hikâye | Leave a Comment
Ve Umut ve Son
Yine önümde sefaret. Tren alabildiğine hızlı. Gecenin karanlığını delmek istercesine. Gece de yiğit. Tüm kozlarını oynuyor. Alacakaranlık… Kaçıyorum. Kozadan çıkan kelebek. Bir varolma savaşı. Bu şehir ne de baş ağrıtırmış. Şehir. Bir şair edasında, ‘alıp başımı gidiyorum.’
Hayır. Senin için son defa kalemi elime almıyorum. Zaten bu zırvalıkları düşünmek de istemiyorum. Ya ilk. Ya son. Bunu [...]
Filed under: Hikâye | Leave a Comment
Üç Nokta, Bir Yusuf
Tam bırakıyorum gazeteyi, karşıma bir sandalye çekip oturuyor. Yine bir haller olmuş buna. Heyecanlı mı heyecanlı. Elleri de titriyor sanki. Bir gülümseme yayılıyor yüzüme. Bir saniye. Kalkıp iki çay kapıyorum. Bir işaret atıyorum “hayrola” manasında, ben de heyecanına ortak oluyorum. Bunu bekliyormuş meğer başlıyor anlatmaya.
Seviyor.
Aydınlık. Her yer aydınlık. Ve sımsıcak. Koku desen, misk-i amber. Bir [...]
Filed under: Hikâye | 1 Comment
Aşk Düştü, Ben Uyandım
Kalbimin içine girdi onlarca taş. İrili ufaklı, hepsi bir yer edindiler kendilerince. Aklıma gelmedi şehitler, ben de boyun eğdim taşlara. Bu şehir neden hep böyle? Neden hep sıkar insanı? Ve neden suyu işe yaramaz? Binlerce soru var, benimle… Sahile gidiyorum, dalga ancak yüreğime çarpıyor. İçeri girer mi? Yok. Bu şehri sevmedim, sevemedim.
Dört duvar arasında kalmadım. [...]
Filed under: Hikâye | 1 Comment
Krallar ve Kurbanlar
‘Bu gece yağmurum sana, gözbebeklerine koy beni’. Elimdeki kitabı bırakıp doğruluyorum. Ve hemen soluğu pencere önünde alıyorum. Perdeler ardına kadar açık. Gece olmuş. Işıkları kapatıyorum sessizce şehri seyreylemek için. Yeniden kendimi pencere önüne veriyorum. Aydınlık, yine aydınlık. Odam, ışıkları kapattığımın farkına varmamış olacak. Şehrin ışıkları gözümü alıyor. Neyse diyorum, elbet bir gün geçer. Sessizliğe veriyorum [...]
Filed under: Hikâye | Leave a Comment