Archive for the 'İktibas' Category

Ey Kavmim!

19Aug09

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvin. Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın. Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıdını, Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlarına. Tanrı’ya yakarır ama firavunlara [...]


“Bizler direndik, ileri atıldık ve kaçmadık..”
“Allah’ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum!
Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!
Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!
Ben ki saçları ağarmış, ömrümün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim!
Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların [...]


bir ırmak serinliği geliyor sesin
geliyorum. geliyorsun. geliyorum.
saçlarından anlıyorum birazdan gün doğacak Erdem Beyazıt birazdan.
toz pembe bir kasvet çöküyor
geliyorsun geliyorsun geliyorsun.
karnıma yumruk göğsüme bıçak.
nazara boncuk
boncuk ter.
Ömer Faruk Çevik


Yer ve Gök

27Aug08

gökte yağmur ağaçları
ıslak dallar ıslak meyvalar
şeffaf sesler karanlık kulaklar
kovalamacalar taş yağmurları

gökte yıldız bahçeleri
ışıklar, ateş topları
samanyolu denizi, cin taifesi
şeytan kahkahası, kalp ürpertisi

yerde kurşun sağanağı
ölü naraları, ölü yalvarmaları
patlak yüreklerin şaşılığı
çığlık sesi ve sessizlik

ve yerde bayat bir hayat
sahte kurtuluşlar, yengiler, yenilgiler
yerde anne yüreği, oğul çırpınışı
siyah beyaz sevgili yüzünde çamur tadı

gökte ince sesler, peri şarkıları
yerde çığlık kahkahalar, gölge çırpınışları
ne [...]


Kayıp

28May08

Kadın ayağı
İzlerin topuklarından belli
Belli ki basmamış yere,
Acıtmamış sırtını kumların
Zarif ve silik
Rüzgara teslim olmadan
Buradan gidelim, izler buradan
Zarif ve silik.
Bedevi kaybetti sezgisini
Yol sensin, yolcu sensin, yoldaş sensin
Gör keskinliğini mızrağın
Tonguçların sesine kulak ver
Uydur adımlarını aruza
Bulması kolay bilmesi kolay.
İncelen bilekten sarkan halhal
Rakkase
Zafere seza ritmiyle
Çiziyor encamını derinden
Ele verecek
Vehminde kurtuluş.
Kerime Aslı


”Can kırığı, cam kırığı değil ki”
benden tekrara eskiye dönüş yapmamı istiyorlar
tekrar gülmemi gözlerimin içiyle
kucaklamamı, yürek coğrafyamda yeniden yeşertmemi…
kurumuş yaprağa O’ndan başka can veren yok
dallar kurudu
olmadan döküldü yaprakları güllerin
bilal’in matemini tutar oldu bülbül
sözcükler düğümünü çözemiyor
sözlere lâl düşümüşken,
seyle be günlük!
sen söyle!
yeşerir mi kuru yapraklar
tazelenir mi
eskiler
gelir mi geriye yaşanılmış ne varsa
ardımda kalan
geri gelemeyeceği için ‘eski’ değil midir adı

her [...]


kan tadında gül açarsa goncasından
tanrım! Ben sende değilim.
niye ki haziran ortasında devrilir kalem
ıssızım tanrım bana bir ıs ver.
sana adanmış değilim tanrım
mucizeden intiharlar sunma bana
bana gül, bana bak, yüzünü bana çevir
bana küsme gökten bir ayet indir
nedendir bilinmez ıslaklığı şu zeminin
bana pek güvenme tanrım
ben tekin değilim.
Ömer Faruk Çevik 


Ses

01Jun07

Rabbim! bana bir ayet indir ölümden
doğudan ve batıdan bir ayet indir
henüz ölmemiş sevdiklerinden gelinlik kızların
telli duvaklı bir ayet indir.
bir ayet indir içinde çocuklar
ve gözpınarlarından
henüz kurumamış
damıtılan bir diriliş olsun.
Tanrım! Bana bir ayet indir
çarpan yüzüme
ne doğuda ne batıda
görülmemiş olsun
mermerlerin uğultusunda
sesim kadar büyük olsun
kul kadar aciz.
Ömer Faruk Çevik


Yıllar öncesiydi gördüm geleceği
Bir örümceğin ipiydi ördüm geçliği
Ve ölümün evresiydi gömdüm geçmişi
Vedam bugünün öncesiydi övdüm sensizliği
Tattım benliğindeki ilgisizliği
 
Bir kaldırımın yalnızlığında yıllarım geçti
Kış beyazlığında yıllarım mı bitmişti
İçilmişti ayrılığın meyleri tükenmişti
 
Sevda yarışında sona kaldım
Yollarında yarıda kaldım
Rap’çi çocuğun şarkısıyla ağladım
Duygular kopuktu anladım
Saat 03.12
Anlatamadıklarım ve ben
Yalnızım
 
Halil Altay 


Serap 2

06May07

Mecnunu ben burda gördüm.
Kırmıştı şişeleri.
Vurmuştu dibine gecenin.
Mil’li gözlerinden süzülmeliydi,
Çöle hibe edilmiş Leyla.
Bırakmamalıydı elinden,
Sevda çeken kalbini…
 
Bulmalıydı Leyla’sını.
Kırmalıydı iki lafın belini,
Seni seviyorum demeliydi.
 
Yârin gözlerinde,
Görmeliydi Mevla’sını,
Tutmalıydı Zümrüdü Anka’nın ellerini.
 
Buluşmalıydı kalesinde dilberin,
Yetişemediği belaların Hızır’ıyla.
İtişmeliydi bir buselik rüzgârla.
 
Tutmalıydı ellerin.
Yardan düşmemeliydi.
Gözlerin yakmamalıydı.
 
Vurmalıydı çöllere kendini.
Çiğnemeliydi bendini,
Bir güzelin kalbinden ulaşmalıydı,
Leyla’nın Leyla’sını bulmalıydı.
Ve son, bitirmeliydi şiiri,
Lal olan dillerin şairi.
 
Halil Altay