Archive for the 'Pino Kyo' Category

ruhun anti-darvinist, neo-liberalist, post-modernist ve pre-kapitalist ayaklanışı. bu yazının özü budur. ve okuyacak kitleye de duyrulur ki, bu yazı 18+ şiddet içermektedir.
ali küçük bir çocuktur. ali iyidir. ali okula gider. ali top oynamayı çok sever. ali atları da çok sever. nerde bir at görse ona doğru koşar. sonra ali ata binmeye çalışır. ali attan düşer. [...]


Mavra Mira!

03Apr09

Ben düşündüm ve dünya varoldu… Ahan da ben varım, ahan da tanrı var. Ahan da ben yokum ahan da tanrı yok. Kabul ediyorum. Ben bir ateistim. Manyağın tekiyim yani. Aynı zamanda materyalist, egoist, faşist, rasyonalist, nasyonalist, brahmanist, maniheist ve narsistim. Dünyanın tarihi benimle başlar. Ahan da ben varım, ahan da dünya da var. Ahan da [...]


Hani ben Ahmet Hakan’dım ya! Bir anda değiştim. Değiştiğim gibi bir gazetenin genel yayın yönetmeni oluverdim. Yıllarca gayet usturuplu bir yazarken, yine değişiverdim. Ona buna sataşır oldum. Hükümet mi, elbet. Doğu mu, elbet. Din mi, elbet. Hele başörtüsü, Kur’an filan. Elbet, elbet, elbet… Ben vurdukça onlar küçülüyor; ben vurdukça mevkiim, gücüm, kudretim artıyordu. Bir gün [...]


Koskoca zeplinde yapayalnızdım. Yapayalnız ve çaresiz. Görünürde ne Penelope ne de Ömer vardı. Çok da umurumda değil aslında. Neyse. Bir anda buradan nasıl kurtulacağım aklıma gelmişti. Ya da ben öyle sanıyordum. Geçenlerde Karlo Kollodi denen bi adamın Pinokyo diye bir kitabını okumuştum. İlk başta saçma sapan bir hikâye zannettim. (Tabi hala öyle de, durun bi. [...]


Konser sonrası arkadaşlarla beraber Sultanahmet Köftecisi’ne gitmeye karar verdik. Arkadaş dediğim de Penelope Cruz’la bizim Ömer Çelakıl. Yani öyle çok da uzaktan değil. Sultanahmet’e gitmek için nedense havadan bir helikopter çevirdi. Kısa bir süre sonra İstanbul semalarındaydık. İstanbul semalarındaydık ancak ortada boğaz yoktu. Avrupa ile Asya arasını binlerce gemi, yelkenli, denizaltı, vapur, bot, kayık kaplamıştı. [...]


Kapı açılıyor ve içeriye Bülent Ersoy giriyor. Evet evet yanlış değil. Bülent Ersoy giriyor. Salonda bulunan birkaç hıyar kalkıp yer veriyor “bayan”a. Aman Allah’ım! Yanlış görüyor olmalıyım. Yer verenler cidden hıyarmış. Yemyeşil, Mevlânâ yeşili bildiğiniz hıyar. Gözlerimi ovuşturup tekrar bakıyorum. Hayır, yanlış görmemişim. İki tane hıyar karşımda duruyor. Neden burada olduğumu hatırlamaya çalışıyorum. Hatırlamama engel [...]